
Artık gitti, o yok diye gereksizlikler içindesin dedi. Neden? Yaprakların düştüğü ağaç. Arda kalan dallar arasında öten kuşlar mı ağacı şenlendirir sanki. Sonbahar ve güneşin yalnız oluşu kadar üşüten sokakları, insanların yokluğu değil mi? Belki yapraklara bastığın yerlerde şimdi hatıralarınız. İnce çizgisinde çay içtiğiniz masanın tahtası bir ağacın dalıydı, bu yaprağın koptuğu ağacın dalıydı. Ya da üşüyüp elini soktuğunda paltonun, yalnız değilsini hissettiren bu toz parçasıydı topuklu ayakkabıların basıp oradan oraya attığı. Kaldırımlardaydı anıların geçirttiği içinden insanları, sebepsiz gibi görünen, hatırlanan, hatırlanmayan, güldüğün, yankılanan ses öğleden sonra ıslanmış çay buğusundan bir kafenin loş ışığında da onun görüp senin kim bilir ne düşündüğün o an. Grilikler içinde heyecan gibi gelen biraz nasıl yetişeceğini düşünürken bir yere. Şu an içindesin metal tıkırtıların, ışığın vurduğu sessiz görünen masa başında. Nerde diyemediğin o zaman, aklına gelir gibi sabahın ilk ışığıyla kalkmıştın ya.
Kırılmış tahta sesiyle irkil, çocukken bahçede kırılan dal gibi ince değil belki, ağır ama toprak evlerin içinden nasıl göründüğü önemli değil. Tozan yollara bakarken mi çıktığın resmin soluk rengi ya da ayrılışların yavaş ahengi ile irkil. Sendeletir ama yıkmaz gibi görünür en az çelik çomak oynarken yediğin sopanın acısından daha fazla ya da az ne fark eder dersin de anlayamazsın. Sokaklara atmışken kendini anlamaz deme onlar beni. Bilir çünkü içindeki seni yakalar. Yakalar da bırakmaz beynini kemirirken o şimdi nerede ne yapar. Deri paltosunu kenarı, içinde çocuk sesi geçen bir mahallenin arka sokakları kadar olamadığına üzülme. Seni nerede gördüğünü hatırla da anla neden vardı köşedeki simitçinin cırtlak sesi. Artık çıkmayan kulaklarından inlemesi karanlık odanın duvarlarından.
(kız) Evet giderdim onla, anlatsaydı bana kahkahalarla yanan renkli lambaların ışığında. Hiç duymadığım, bildiğimi sandığım bir hikayeyi bilir gibi dinlerdim. Bardağın üstünde parlayan damlalarla hayal etmeyi. Yeni açılmış paketin kokusu üstünde, elbisemin desenlerindeki gül açılmış görürdüm yanımda. Oturmuş kalmışım koltuğumda düşünürken o(erkek) ne derdi diye olağanca gücümle zorlarken kendimi düşünmeye.
Kırılmış tahta sesiyle irkil, çocukken bahçede kırılan dal gibi ince değil belki, ağır ama toprak evlerin içinden nasıl göründüğü önemli değil. Tozan yollara bakarken mi çıktığın resmin soluk rengi ya da ayrılışların yavaş ahengi ile irkil. Sendeletir ama yıkmaz gibi görünür en az çelik çomak oynarken yediğin sopanın acısından daha fazla ya da az ne fark eder dersin de anlayamazsın. Sokaklara atmışken kendini anlamaz deme onlar beni. Bilir çünkü içindeki seni yakalar. Yakalar da bırakmaz beynini kemirirken o şimdi nerede ne yapar. Deri paltosunu kenarı, içinde çocuk sesi geçen bir mahallenin arka sokakları kadar olamadığına üzülme. Seni nerede gördüğünü hatırla da anla neden vardı köşedeki simitçinin cırtlak sesi. Artık çıkmayan kulaklarından inlemesi karanlık odanın duvarlarından.
(kız) Evet giderdim onla, anlatsaydı bana kahkahalarla yanan renkli lambaların ışığında. Hiç duymadığım, bildiğimi sandığım bir hikayeyi bilir gibi dinlerdim. Bardağın üstünde parlayan damlalarla hayal etmeyi. Yeni açılmış paketin kokusu üstünde, elbisemin desenlerindeki gül açılmış görürdüm yanımda. Oturmuş kalmışım koltuğumda düşünürken o(erkek) ne derdi diye olağanca gücümle zorlarken kendimi düşünmeye.
Biraz daha gidince varacağız, onun semtinden geçip karanlık evime döneceğiz. Nedenini sormuştun ya seveceğiz tv karşısında bir kedinin mırıltısında kendimden geçene kadar şekilleri yer değiştirteceğim ancak usulca açarken kapıyı gıcırtısından anlayacağım ki yok diye kapanacak kapı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder