Daha dün aklımdan geçirdiklerim bir şeyler yazıyor kağıtlara beynimin kıvrımlarına. Deli saçması sayılabilecek bu yazıların geleceğini haber etmeden de size güneşli günlerin izi kalmış loş bahçelerden, ağaç dallarının çocuk seslerini örttüğü yeşil çayırlardan arda kalan, ıslak ve soğuk çürümüş yaprakların arasında bulduğum nefesle sesleniyorum.
Yazık olmuş duyguların, kurumuş heveslerini buldum yırtık koltuk kenarlarında, devrilmiş yalnız sandalyelerde. Gencecik yaprakları ilk güne açılmış çiçeğin hevesi kırılır mı? Kırılsa da kim görür, kim bilir. Anlaşılır mı hissettiklerin dünyada, ince bir siyah duman çıksa kalbinden; çirkin, yaşlı köy evlerinden çıkan dumana benzer. Acıları içinde gökyüzüne savuran. Saplanmamış bıçak hazırlığıyla çarpsa telaşla kalbin, yağmur tanesidir sadece düşen yere. Üzerine basılıp geçilmiş telaşla aklından ne düşünceler geçen insan ayakkabılarıyla ezilmiş. Yeni kırdığın biblonun tanelerini toplarken çocuk yaşları avuçlarına değerken düşündüysen onu düşündüğünle aynı duygularla bil ki tamam.
Bilerek ya da bilmeden anladığın olmadı mı bunun gibi işte. Aynı işte ta kendisi. Sanki diye başlayan anlattıkların, duydukların korkudan uzak hayallerin, pembeleri, rüyaların grimsi açık renkli güzelliği ile yaşamışım dediğin oldu mu.
O zaman bil ki sen de öylesin işte burdasın aynı evin içinde ışıkları kapatsan da anlaşılmaz hissetmelerle hissetmişsin ya da akşam. Belki uyanıp da gecenin bir yarısı. Biliyorsun sen de sakin usul yürürken gülerek, incitmeden kimseyi gülerek...
Anlamazlar deyip geçmişindir durakta, soğukta, çamur; beton çamuru içinde, sadece anlatılmazları yaşayanları anlamışsın demek dersem şaşırmazsın. hoşgeldin
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder